“Kürt Gençlerinin Değişen Profili”

Alıntı: Perspektif Online, Reha Ruhavioğlu.

Türkiye’de çoğunlukla politik gündemin konusu olan gruplar; misal Kürtler, muhafazakarlar, AK Partililer vs. çoğunlukla homojenmiş ve stabil duran bir nesneymiş gibi değerlendiriliyor. Yazımızın konusu olan Kürtler de çoğunlukla yekpare ve politik bir grup gibi değerlendirilirler. Bu grubun hangi özelliklere sahip bir yekparelik arz ettiği, tipolojiyi yapana göre değişmektedir elbette.

Öte yandan mevzu gençler olduğunda önceki kuşaklar onları genelde kıymet bilmeyen, laf dinlemeyen, dik başlı gibi kalıplarla tanımlamayı tercih ediyor. Bu kalıp yaklaşımın neredeyse insanlık kadar eski olduğunun bir göstergesi olarak Sümer tabletlerinden bazılarına bakabilirsiniz. Bu tabletlerde baba, oğluna “… niye avarelik ediyorsun? Okula git, okul-baba’sının önünde dur, ödevini ezberle … , adam ol, meydanlarda başıboş dolaşma, caddelerde sürtme.” gibi şeyler söylüyor.

Türkiye’de gençlik çalışmaları politika yapıcıların ilgisini pek çekmese de yirmi yıldan fazladır yapılageliyor. Ama “Z kuşağı” tartışmalarının son iki aydır gündemde olmasının sosyolojiden çok siyasetle ilgisi var. Bu ilgi, önümüzdeki seçimlerde ilk kez oy kullanacak beş ila yedi milyon arasındaki gencin siyasete nasıl etki edeceği merakından kaynaklanıyor.

Rawest Araştırma’nın Yaşama Dair Vakıf (YADA) işbirliğiyle yürüttüğü “Türkiye’de Genç Kürt Olmak” araştırması, hem çoğunlukla politik bir grup olarak görülen Kürtleri hem de Z kuşağı tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde gençleri konu edinmesi hasebiyle ilgi gördü, görüyor.

Hem Kürt illerinde hem de Türkiye’nin metropollerinde yaşayan Kürt gençlerini tanımaya odaklanan araştırmanın bazı bulguları Kürt gençleri hakkındaki kalıp düşünceleri gözden geçirmeyi elzem hale getiriyor. Geniş ve çeşitli çıktıları olan araştırmanın birkaç önemli bulgusunu burada zikretmek istiyorum.

Gündelik Hayat ve Alışkanlıklar

TÜİK’in 2019 nüfus istatistiklerine göre Türkiye’de 15-29 yaş aralığında bulunan yaklaşık 20 milyon genç yaşıyor. Bu gençlerin nüfusa oranı yüzde 23,2’dir. Kürt nüfusun yoğun olduğu 18 şehirde 15-29 yaş aralığındaki genç nüfus oranı yüzde 28,1; geriye kalan 63 ildeki genç nüfus oranı ise yüzde 22,4’tür. Türkiye’nin batı metropollerindeki Kürt nüfus da dahil edildiğinde Türkiye’deki genç Kürt oranının daha yüksek olacağını ileri sürmek yanlış olmayacaktır.

Kürt gençlerinin diğer gençlerle benzeşen tarafları elbette olacaktır. Ancak belirgin bir ayrışma da görülüyor. Gündelik alışkanlıklarda; internet kullanımı, sigara ve alkol ile ilişkileri, sosyal medyaya ilgileri benzeşiyor örneğin. Ancak Kürt gençleri, genellikle politik gündemin aktığı Twitter’ı daha yoğun kullanıyorlar. Beğendikleri sanatçılar mesela, Ahmet Kaya’dan Sezen Aksu’ya, Müslüm Gürses’ten İbrahim Tatlıses’e, Yıldız Tilbe’den Tarkan’a benzerlik arz etse de Ciwan Haco, Şivan Perwer, Mem Ararat, Şakiro ve Aynur gibi şarkıcıları da dinliyorlar. Bu yönüyle hem kendi kuşağındaki Türk gençlerden hem de Mem Ararat gibi sanatçıları dinleyerek önceki kuşaktan ayrışıyorlar.

Kürt gençler de diğerleri gibi gelecek kaygısı taşıyor ve işsizlik sıkıntısı yaşıyor. Ancak bu durum Kürt gençlerde daha büyük bir sorun. Zira NEET diye tabir edilen; istihdam ve eğitimde yer almayan Kürt gençlerinin oranı diğerlerinden yüzde 30 daha fazla.

Kürt gençlerini diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biri hayatlarından duydukları memnuniyetin belirgin bir şekilde düşük olması. Kürt gençler daha az mutlu, hayatlarından daha az memnunlar. Bulundukları şehirde ve ülkede yaşamaktan duyulan memnuniyet de daha düşük. Türkiye’nin sorunları bahsinde işsizlik/ekonomi, adalet, eğitim gibi başlıklarda ortaklaşsalar da Kürt meselesi onları diğerlerinden ayırıyor. Her 10 gençten yaklaşık 7’si nadir ya da sık, ayrımcılığa uğradığını söylüyor. Batı illerinde yaşayan gençler daha çok bireysel olarak ayrımcılığa uğradıklarını düşünürken Kürt illerinde yaşayan gençler devlet odaklı bir kolektif ayrımcılığın mağduru olduklarını düşünüyorlar.

Radikalleşme ve Şiddet ile Kurulan İlişki

Kürt siyasal aktörlerinin geçmiş yıllarda sarf ettikleri bazı sözler jenerik birer ifade olarak hayatımızda yer ettiler. “Biz uzlaşılacak son kuşağız”, “fırtına çocuklar geliyor” gibi ifadeler çokça tartışıldı ve sol-liberal çevreler başta olmak üzere kamuoyu tarafından benimsendi. Bu yaklaşım ve ifade biçiminin bugün için bir mit olduğunu söylemek mümkün. Bugün Kürt gençlerin eski dalga siyasi alışkanlıklardan uzaklaşma ve daha rasyonel, uzlaşmaya daha açık bir tavır geliştirme eğiliminde oldukları söylenebilir.

2015-16 yılına kadar özellikle Rojava’da YPG’nin güçlenmesinin etkisiyle yükselen radikalleşme eğilimi hem geçtiğimiz on yıl içerisinde Kürt gençliğinin yaşadığı ekonomik ve sosyal dönüşüm hem de 2015 ve sonrasındaki büyük şiddet dalgasının ortaya çıkardığı yıkım sonrasında büyük ölçüde azalma eğiliminde görünüyor. Bu esnada özellikle Demirtaş’ın yükselen popülaritesi ve Demirtaş üzerinden sivil siyaset alanının genişlemesi de bu eğilimi besleyen faktörlerden biri. Politik Kürt gençlerinde daha önce var olan karizmatik lider anlayışının silahlı figürlerden ziyade şu an legal Kürt siyaset aktörlerinin üzerinde yoğunlaşması da bu miti yanlışlar niteliktedir.

Buradaki radikalleşmenin daha çok legal olmayan/silahlı mücadele biçimleri olarak algılandığını, şiddetin bir araç olarak kullanılıp kullanılmayacağı çerçevesinde ele alındığını belirtmekte fayda var. Zira aşağıda açacağım üzere politik taleplerde düşüş pek görülmüyor. Politik taleplerin yükselmesi ve belirginleşmesi ile şiddet arasında doğrudan bir bağ kurmanın bu mitin temel yanılgılarından biri olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Kürdî/sol radikalleşme için geçerli olan azalma eğilimi İslamî cenahtaki Kürt gençleri için de geçerlidir. 2011-15’te Suriye savaşının etkisiyle yükselen radikalleşme, selefi örgütlere ilgi ve katılımı arttırmıştı. Bu örgütlerin serencamının da yenilgiyle neticelenmesi bu cenaha yakın gençlerdeki radikalleşmeyi duraksatmış, düşme eğilimine geçirmiş görünüyor. Yine Hizbullah geleneğine sempatisi olan gençler de önceki kuşaklarına göre silahla olan mesafelerini açmış ve kendilerini Hizbullah’tan çok Hüda-Par ile tanımlamaya başlamışlardır.

Kültürel Asimilasyon ile Politik Talepler Korelasyonu

Rawest’in ebeveyn ve çocuk arasında ana dilin durumuna odaklanan başka bir araştırmasına göre ebeveynler ile çocukları karşılaştırıldığında Kürtçe kullanımı 1/3 oranında azalırken, Türkçe kullanımı aynı oranda artıyor. İki dilin birlikte kullanıldığı durumlarda süreç Türkçenin artışı ve Kürtçenin azalışı şeklinde ilerliyor.

Özellikle Zazakî’nin kaybolmaya yüz tutan diller arasına girmesi, genel olarak da Kürtçe konuşma oranlarının hızlı bir biçimde azalıyor olması ve Kürtçenin görünürlüğünün ev içinde tehlikeli boyutlara varacak şekilde silikleşmesi, Kürtlerin önemli bir kesiminde bu kültürel asimilasyon ile birlikte politik taleplerin de azalacağı korkusuna sebep oluyor. Öte yandan süregelen asimilasyon politikalarının beklenen nihai amacının da bu olduğu genel kabul görüyor. Önceki kuşaklara nazaran Kürt dili ve kimliğinin önündeki engellerin çok daha az olmasına rağmen ortaya çıkan bu kültürel asimilasyon devletin baskı politikaları üzerinden değerlendirildiğinde boşluğa çarpabilmektedir.

Bununla beraber bu yönlü kültürel asimilasyon kavramını Kürt gençlerinin politik ve kimlik taleplerinden vazgeçmesi olarak okumak da aynı derecede yanıltıcı olacaktır. Kürtçenin gündelik hayatta kullanımı gibi durumlar kültürel asimilasyon üzerinden okunabilecek olsa dahi kültürel asimilasyona maruz kalan yeni kuşağın politik taleplerinden vazgeçiyor olduğu korkusu veya -Türk milliyetçilerince- umudu dayanaktan yoksundur. Aksine yeni Kürt genç kuşağı, önceki kuşaklara oranla ana dilde eğitim, Kürtçenin resmi dil olarak kabul edilmesi gibi talepleri daha net bir şekilde vurgulamakta ve bunda ısrar etmektedir.

AK Parti ve CHP’nin Değişen Pozisyonları

CHP’nin Kürtlerde yerleşik bir olumsuz imajı olduğu ve AK Parti’nin HDP’li Kürtlerin ikinci partisi olduğu kanaati yakın zamana kadar üzerinde ittifak edilen ancak bugün Kürt gençleri nezdinde yanlışlanan bir bilgidir. AK Parti’nin MHP ile ittifakı ve Kürt meselesinde selefleriyle aynı çizgiye dönmesi Kürt gençlerinde AK Parti’ye yönelik bir mesafe doğurmuş görünmektedir. AK Parti’ye oy vermiş yaklaşık her beş Kürt gencinden biri oy vermeyeceğini söylerken, oy vermiş her dört gençten biri de ikinci parti olarak HDP’ye yakınlık hissetmektedir. Kürt gençlerinin genelinde AK Parti, MHP ile birlikte en uzak görülen iki parti konumuna geçmiş görünmektedir.

Öte yandan HDP’nin 31 Mart seçimlerinde, Türkiye’nin batısında CHP’yi desteklemesi ve CHP adaylarının Kürtleri incitmemeye özen gösteren dili, muhalefetin kazanmasıyla da birleşince Türkiye’de bir değişime kapı aralamış görünüyor. Böyle düşünenler nezdinde bu değişimin önemli aktörü olmuş olan CHP’nin, Kürtlerdeki geleneksel olumsuz algısı değişme göstermektedir. Gençlerin hafızasında CHP’nin Kürtlerdeki geleneksel imajı da yaşanmışlığa değil anlatıya dayandığından, bizzat tecrübe ettikleri CHP’ye önemli bir itibar kredisi açıyorlar.

CHP’nin yükselişi bu faktörlerden beslenerek CHP’yi Kürt gençlerinin ikinci partisi konumuna taşıyor. Bu sürecin bir çıktısı olarak Ekrem İmamoğlu Kürt gençleri nezdinde önemli bir popülarite kazanmış görünüyor. Selahattin Demirtaş’ın ardından önemli oranda destek gören İmamoğlu, Demirtaş’ın olmadığı -kararsız ve protesto oyların yüzde 36 olduğu- bir denklemde Erdoğan’ın iki katı destek görüyor.

AK Parti’ye Oy Veren Kürt Gençler

HDP’ye oy veren genç Kürt seçmenlerin öncelikli sorun ve kaygılarının Kürt meselesi üzerinden şekilleniyor olması ve AK Parti’nin son dönemde geriye saran Kürt politikasına rağmen aldığı destek, HDP dışındaki partilere özellikle de AK Parti’ye oy veren Kürtlerin Kürt meselesine duyarsız olduğuna dair bir yanılgıya sebep oluyor. AK Parti’ye oy veren Kürt gençler nezdinde de Kürtlerin en önemli sorunları ana dil meselesi ve ayrımcılık. Bu gençler de kayda değer oranda ana dil eğitimini destekliyorlar. Hüda-Par’a yakın genç seçmenlerin, Kürtçenin resmi dil olması ve ana dilde eğitimi gibi talepleri HDP’li gençlere yakın oranda sahiplendiği görülüyor.

Hülasa

Gençlerin değiştiği, önceki kuşaktan belirgin ayrışmalar gösterdiği bir yandan “gençlik bozuldu” gibi kalıplarla kabul gören, öbür yandan değişimi anlamak için ciddiyetle eğilme çabası gösterilmeyen bir hakikattir. İnsan gruplarının yekpare ve homojen olarak ele alındığı Türkiye’de bu kolaycılık kendini daha belirgin bir biçimde gösteriyor. Kürt gençler için de benzer kalıplar söz konusu ve değişimi ıskalayan bu kalıp yargıların gençlik politikalarında “düğmeyi yanlış ilikleme” riski olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Kürt gençlerinin hayatı ve politik pozisyonları, anlatıdan çok kendi serüvenleri içinde yaşadıkları dönüşümlerle anlamlandırdıkları da AK Parti’den uzaklaşıp CHP’ye yakınlaşma örneğinde belirgin bir biçimde kendini gösteriyor. Gençler, AK Parti’nin uzlaşma ve çözüm aktörü olmaktan uzaklaştığını ve CHP’nin Kürtlerle aradaki mesafeyi kaldırmaya dönük adımlar attığını düşünüyor ve siyasetle ilişkilerini bu değişen pozisyonlara göre güncelliyorlar. AK Parti’yi destekleyenler başta olmak üzere HDP’ye oy vermeyen Kürt gençlerin de Kürtlerin sorun ve taleplerini önemli ölçüde taşıyor olması, bu gençlerin dünyalarına daha yakından bakmayı anlamlı hale getiriyor.

Öte yandan Kürtçenin kullanımının azaldığı ama dil ile ilgili politik taleplerin güçlü olduğu verisinin hem Kürt siyaseti hem de kamu erki açısından üzerine düşünülmesi gereken bir çıktı olduğu izahtan varestedir. Kültürel asimilasyonun politik asimilasyonu da netice vereceğini beklemekle devletin bir yanılgıya düştüğü söylenebilir. Öbür yandan kimlikle ilişkili taleplerin güçlenmesi ve Kürt siyasetine olan desteğin artmasıyla birlikte dilin kullanımının azalması, Kürt siyasetinin dil ile kurduğu ilişkinin, dilin gündelik hayatta yaygınlaşmasını netice verecek olamayışı üzerine düşünmeyi elzem kılıyor. 

Kaynak: Perspektif Online.