Sürecin Birinci Yılı: İhtiyaç Duyulan Hukuki Düzenlemeler / Vahap Coşkun
KSC olarak, 2024 yılının Ekim ayında başlayan ve devam eden yeni çözüm sürecinin birinci yılı vesilesiyle, sürecin farklı boyutlarına ilişkin bir grup uzmanın analizlerini yayınlıyoruz. Bu seriyle, sürece dair farklı uzmanların perspektiflerini, sahaya dayalı gözlem ve veriyle birlikte tartışmaya açarak kamuoyunun ve politika yapıcıların ihtiyaç duyduğu nitelikli bilgi zeminine katkı sunmayı amaçlıyoruz. İyi okumalar.
—
Sürecin Birinci Yılı: İhtiyaç Duyulan Hukuki Düzenlemeler / Vahap Coşkun
2013-2015 yılları arasında sürdürülen çözüm sürecinin çökmesinden sonra Türkiye, çok sert ve çatışmalı bir döneme girdi. PKK’nin “hendek” stratejisi, şiddet ve çatışmaları şehir merkezlerine taşıdı. Devlet, PKK’ye karşı sınırın içinde ve ötesinde askeri operasyonlara hız verirken, siyaset alanı üzerinde de ağır bir baskı kurdu. HDP, sürecin yürütülmesinde mühim bir işlevi yerine getiriyordu, ancak süreç bittikten sonra bu parti hem fiili hem de adli bir kuşatmaya alındı.
2015’te çözüm sürecinin bozulmasına 2016’da bir askeri darbe teşebbüsü de eklenince, Türkiye’de hukuki ve demokratik mekanizmalar büsbütün güç kaybına uğradı. Özgürlük sahaları daraldı, hukuki güvenlik ilkesi işlemez oldu, rutin siyasi istemler dahi ağır suçlamaların dayanağı olarak kullanılmaya başlandı. Kamusal alanda Kürt meselesini konuşmanın imkânları kısıtlandı; sorun -1990’larda olduğu gibi- salt bir “terör” ve “güvenlik” sorunu olarak kodlandı ve bu çerçevede ele alındı.
1 Ekim 2024’te Meclis’in yeni yasama döneminin açılış toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti sıralarına yönelip partinin yöneticileriyle el sıkışması, bu vasatta, son derece ezber bozucu bir hareketti. Evvela Bahçeli’nin şahsi bir tasarrufu olduğu düşünüldüğü için bu harekete pek bir ehemmiyet atfedilmese de zamanla bunun bir siyaset değişiminin ilk işaret olduğu anlaşıldı. Zira Bahçeli, her hafta el yükselterek bir sürecin başlamasına ön ayak oldu.
Bahçeli’nin ilk adımı atmasının üzerinden 15 ay geçti. Bu süre zarfında, çözüme giden yolda kritik kavşaklar geçildi:
- Öcalan, Ekim-2024’te aile üyeleriyle ve Aralık-2024’te DEM Partili milletvekilleri ile görüştü.
- Şubat-2025’te Öcalan, PKK’ye silah bırakma ve fesih çağrısında bulundu.
- Mayıs-2025’te PKK, Öcalan’ın çağrısına uyarak silahı bıraktığını ve kendini feshettiğini ilan etti.
- Temmuz-2025’te PKK, Süleymaniye’de, Türkiye medyasının çok büyük bir ilgi takip ettiği bir “silah yakma” töreni düzenledi.
- Ağustos-2025’te TBMM’de “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” kuruldu.
- Ekim-2025’te PKK, Türkiye’den çekildiğini açıkladı.
- Kasım-2025’te PKK, Zap Bölgesi’nden çekildiğini duyurdu.
- Kasım-2025’te Meclis Komisyonu’nun üç üyesi (AK Partili Hüseyin Yayman, DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve MHP’li Feti Yıldız) İmralı’da Öcalan ile görüştü.
- Aralık-2025’te Öcalan ile yapılan görüşmenin tutanak özeti Meclis Komisyonu’nda okundu ve kamuoyuna sunuldu.
Gerek dünyanın diğer bölgelerindeki çözüm süreçleri ile karşılaştırıldığında ve gerek son on yılda ülkenin yaşadığı siyasi ve demokratik gerilemenin düzeyi hesaba katıldığında, Türkiye’de bir yılda kayda değer bir mesafenin alındığını teslim edilmelidir. Siyasi aktörlerin inisiyatif almaları ve bir sürecin ateşini yakıp canlı tutmaları gerekiyordu, bunu başardılar. Artık sürecin bir üst aşamaya, yani hukuki düzenlemelerin yapılmasını içeren aşamaya, geçmesi icap ediyor.
Çünkü bu aşamadan sonra süreç ancak hukukla ilerleyebilir. Evet, PKK kendini feshetti ama PKK mensuplarının akıbetini hukuk tayin edecek. Silahlar terk edildi ama silah bırakanların evlerine nasıl dönecekleri ve toplumsal hayata hangi yollarla dahil olacaklarını hukuk belirleyecek. Dolayısıyla sürecin hukukla donatılması kaçınılmaz bir mecburiyet olarak önümüzde duruyor. Hukuki düzenlemeler ise üç düzeyde ele alınabilir:
Birinci düzey, aciliyet kesbeden düzenlemelerdir. Burada kasıt; PKK’nin silah bırakmasını, üyelerinin eve dönmelerini ve toplumsal hayata katılmalarını sağlayan bir kanun hazırlamaktır. “Geçiş Hukuku” da denilen bu düzenlemenin bazı özellikleri ihtiva etmesi gerekir:
- Bütüncül bir bakışla kaleme alınmalıdır.
- Açık ve ölçülebilir bir amaca matuf olmalıdır.
- Kanun kapsamına aldığı grupları açıklıkça belirmeli ve bunu yaparken hiç kimsenin dışarıda bırakılmamasını özen göstermelidir.
- Kanun iki şekilde yapılabilir:
- Geniş ve koşulsuz bir af niteliğinde olabilir.
- Eğer şartlar buna elvermiyorsa kademeli bir düzenleme öngörebilir.
- Kanunla getirilecek olan tedbir süreleri uzun olmamalıdır.
- Kanun belli bir süre için tatbik edilmelidir.
- Silah bırakanların eğitim, sağlık, istihdam ve benzeri alanlardaki gereksinimlerini karşılamak üzere destek mekanizmaları kurmalıdır.
- Kanunun uygulanmasını izlemek üzere –ihtiyaç duyulduğu takdirde- Meclis’te bir komisyon oluşturulabilir.
Bu nitelikleri haiz bir kanunun yapılması “negatif barış” aşamasının tamamlanmasını ifade eder. Kürt meselesini şiddet sarmalından çıkaracak ve bir bütün olarak siyaseti silahın gölgesinden çıkaracak olan bu aşamanın selametle hitama ermesi, hayati bir öneme sahiptir. Çünkü bu aşama geçilmeden gerçek bir uzlaşma ve barışa varılamaz.
İkinci düzey, sürecin tahkimini artıracak olan hukuki uygulamalardır. Bir çözüm sürecine rızayı artıracak en kıymetli iş, o sürecin toplumun farklı kesimlerinin hayatına müspet yönde dokunduğu duygusunu halkta uyandırmaktır. İnsanlar hayatlarında somut olarak iyiye giden yönlerin olduğunu görürlerse ve sürecin herkese yaradığını düşünürlerse, sürecin toplumsal kabulü daha rahat olur. Bu bağlamda atılması gereken adımlar;
- AİHM ve AYM kararlarının gereğinin yerine getirilmesi,
- Kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanlarının vazifelerine iade edilmeleri,
- Hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliye edilmeleri,
- Cezaevi idarelerinin keyfi ve gayri-hukuki tutumlarının önüne geçilmesi (Kişilerin denetimli serbestlik hakkından yararlanmalarının engellenmesi ve açık cezaevine ayrılma taleplerinin reddedilmesi),
- Belediye başkanları ile ilgili olarak yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturmaların mümkün olan en kısa vakitte nihayete erdirilmeleri,
Hiçbir yasal veya anayasal değişiklik gerektirmeyen, bir siyasi irade ve karara ihtiyaç gösteren bu adımların atılması halinde; bazı kesimlerin sürece karşı olan itirazlarının gerekçeleri ortadan kaldırılmış olur ve sürecin bütün toplumun yararına olduğu inancı ciddi bir güç kazanmış olur.
Üçüncü düzey, çatışmalara sebebiyet veren sorunları çözmek ve böylece toplumsal istikrarı kalıcı kılmak için yapılacak olan hukuki düzenlemelerdir. Bu düzeyde yapılacak olan çalışmalar iki bağlamda ele alınabilir.
İlk bağlam, Türkiye’nin genelini ilgilendiren hukuki sorunlarının bir hal yoluna kavuşturulmasıdır. Bugün ülkede meri olan mevzuatın bazı hükümleri (TMK, TCK; İnfaz Kanunu, CMK, Belediyeler Kanunun, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, keza Umut Hakkı ve KHK’lar ile bir nevi sivil ölüme mahkûm edilenlerin durumu) bütün herkesin hayatını menfi yönde etkilemektedir. Çağın ardında kalan hukuki standartlar, bireylerin temel haklarını ihlale açık hale getirmekte ve özgürlük çıtasını aşağıya çekmektedir.
İkinci bağlam, Kürt meselesi özelinde yapılması icap edenlerdir. Dünyanın hemen her tarafında bu süreçler benzer taleplerin etrafında şekillenir. Esas itibariyle üç talepten bahsedilebilir:
- Birincisi idari sisteminin yeninden düzenlenmesi ve gücün yeniden dağıtılmasıdır.
- İkincisi, hak ve özgürlüklerin (bilhassa kültürel ve etnik kimlik haklarının) tanınması ve muhafaza edilmesidir.
- Üçüncüsü de maddi ve manevi iktidar kaynaklarının paylaşılmasıdır.
Kürt meselesinde de silahsızlanmayı bir tarafa koyduğumuzda, taleplerin bu çerçevede biçimlendiğini görebiliriz. Öne çıkan üç talep vardır:
- İlki, başta ana dilde eğitim olmak üzere kültürel hakların tanınmasıdır.
- İkincisi, mevcut dışlayıcı ve hiyerarşik vatandaşlık anlayışı yerine kapsayıcı ve eşitlikçi bir anayasal vatandaşlık anlayışının hukuk ve fiili olarak gerçekleştirilmesidir.
- Üçüncüsü de merkezden yerele güç devrine dayanan daha güçlü âdem-i merkeziyetçi bir idari yapılanmadır.
Çözümün uzun vadede bu taleplere cevap verecek yasal ve anayasal değişikliklerle inşa edileceğini söylemek mümkündür. Öncelikli gayesi Kürtlerin devlete aidiyetini güçlendirmek olsa da bu doğrultuda yapılacak olan düzenlemelerin herkesin hayat standartlarına olumlu tesir edeceği söylenebilir.
Kürt meselesi rejimin karakterini belirleyen bir meseledir. Ülkenin hukuki, siyasi, iktisadi ve diplomatik ölçütlerini ve sınırlarını doğrudan belirleyecek önemi haizdir. Bir buçuk asra yaklaşan bu meselenin çözümünde dikkate alınması gerek iki hususu vurgulamak gerekir:
İlki, önemine binaen bu meselenin selamete varması ciddi bir hukuki dönüşümü gerekli kılacağıdır. Türkiye’de hukuk, toplumsal barışın hizmetine koşulmalıdır. Bir yandan, genel olarak geniş toplumsal kesimlerin sorunlarına ve taleplerine demokratik cevaplar üretmeli, diğer yandan da özel olarak bir çatışmayı doğuran koşulları ve o çatışmanın tortularını tasfiye etmelidir.
Elbette bu bir vakit alacak, asgari 3-5 yıllık büyük bir siyasi ve hukuki mücadeleyi zorunlu kılacaktır. Sabırlı, yapıcı ve özenli davranmalı, makul olanda ısrarcı olmalıyız.
İkincisi, bir fay hattı üzerinde ilerleyen süreçler her zaman için ciddi tehlikeler barındırırlar. Çünkü katı yargılar, sabit yapılar, yaygın korkular ve muhafaza edilmek istenen ayrımcılıklar bu süreçlerde etkili faktörler olarak belirirler. Siyaset, bu süreçlerde sorumluluk almalıdır. Siyasi partiler, demokratik taleplerin taşıyıcıları olmalı ve topluma bir yön göstermelidirler. Önümüzdeki büyük fırsatı doğru bir şekilde kullanabilmek için, siyasi aktörlerin gerektiğinde risk almaları ve ezberlerin dışına çıkabilmeleri gerekir.
_
[Not: KSC’nin internet sitesinde yayınlanan analizler, yazarların kendi görüşlerini yansıtmaktadır. Bu görüşler, KSC’nin kurumsal yaklaşımıyla örtüşmek zorunda değildir.]
Vahap Coşkun, Kürt meselesi, insan hakları ve Türkiye siyaseti konusunda uzmanlaşmış bir akademisyendir. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Coşkun, 2013-15 yılları arasında devam eden çözüm süreci kapsamında oluşturulan 63 kişilik “Akil İnsanlar” heyetinde yer almıştır. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin meseleleri hakkında değerlendirmeleri farklı yayın organlarında yer alıyor.